Her dinle ilgilenen, dindar mı?

// Nisan 20th, 2010 // Din

Facebook'da Yayınla

“Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer; Perdesiz ev ise ya satılıktır ya da kiralık… “

Her dinle ilgilenen, “dindar” mı? Her sakallı “yobaz” mı?

Konuyu açayım gece yarısı uyanıp babama hastane randevusu almak için nete giriyorum o sırada da facebook anasayfamda nefret söylemli güya “dini” meşrepte birinin sözünü görüyorum ve paylaşan arkadaşa da aşağıda ki yorumu gönderiyorum. Yorumumu alıntı yaparak yayınlıyorum..

Ancak cinsel duyguları tatmin olmayan bir aklın sorunlu yorumunun kabul görmesi

Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer; Perdesiz ev ise ya satılıktır ya da kiralık...

——————-Alıntı-burdan-baslıyor——————-

Çok acaip küfür dolu sex düşkünü ama tatminsiz kafadan biri için çok doğru bir söz olabilir… Şimdi biri annemin yanında bu lafı söylese bıçağı çene altından saplar kafatasından çıkarırım. (herhalde bu hiddette benim günahım) Şimdi bunun İslamla alakası filan yok mahallemizde ki kırtasiyeci hacı amcanın anneme hürmeti, annemin ona muhterem demesiyle, komşulukla, insanın insanı, sadece insan olarak görmesiyle alakası yok.

Galiba bazı insanların kalbi halen pislik içinde ama İslam’ın o güzel sedası o derin katranı halen delip geçmemiş. (ki bu İslam’ın asla başarısızlığı değil, katranın kanser gibi tüm hücrelerine nüfuz etmesinin, gönlün, vicdanın zapt edilmesinin başarısıdır.)

Oysa ki benim kel ve 1 buçuk karış sakallı kırtasiyeci dindar amcam* bize hep içi gülen sıcak gözlerle selamlar oğlunun akılsızlıklarından dert yanar. Dertleşiriz çayımızı içer o namazını kılar, biz Allah kabul etsin deriz.

Onun ve bizim ki gibi bakışlarında sıcaklık içtenlik ve mutluluğun olmadığı birinin İslam’a yakın olması diye birşey benim için söz konusu bile olamaz. Güzel ruhu ve şeytanı iyi ayıracaksın. Birinin seni küçümsediği hor gördüğü yerde hoş görüden saygı ve sevgiden bahsetmiceksin. Dinde doğru yola yakınlık tüm insanları özünde sevmek ve onları değer vermek bir sözü bile ediilmicek ilke bile değil gönlün durduramadığımız taşmasıdır.  Dinimizin ruhunu bu coşan sevgisini yakalamadıktan sonra nefretine metinler düzmek niye..

Yoksa benim annemin onun bacsının namusuna küfrederek, sapıkça tatmin olmayı, bu kibiri, bu şehvetli iştahı, hangi cennet kapısında izah edebilir, hangi cehennem kapısında inkar edebilirsin?

Bilmem anlatabiliyormuyum. zat-ı muhterem de sanıyorum pedofili hastadır. (“pedofili” yakıştırmam kendisinin “Necip Fazıl” olduğunu öğrenmemden önce idi. ben fizik olarakta resimden “şu pedofili” yazara benzettim. ..yine de kendisinin sanatına saygım var. herhalde mesnetini aşan talihsiz belki kendi dönem ve değerleri içinde değerlendirilince anlaşılabilecek bir beyandır .. ) Senin bu satırların arkasında durmuyacak kadar güzel bir insan olduğunu düşünüyorum S.(-ismini afişe etmemek izin kısalttım.) İşte toplumu böyle bir karış bezle bölüştüren insanlar bunlar sen ve ben aynı güzelliğin farklı açılarına bakıyoruz. Annem öyle, kırtasiyeci öyle, hatta bir yerlerde bir fahişe bile belki öyle.. Bunalıma düşen her insanın sıkıntısını anlıyorum ve onlar için üzülüyorum çünkü hepsi özünden ayrı düşmenin üzüntüsünde, sıkıntısında aslında bunu bilsin bilmesin hepsinin başını öpüyorum ister açık olsun, ister olmasın… İlker OĞUZ

———————————–Alıntı-burda-bitti—————————————-

Sonrasında ise daha da ilgimi çeken bir şey oluyor. Bu gönderiyi paylaşan arkadaşın bir kız arkadaşı (başı açık) gönderiyi beğeniyor. Yani her halde kimse salak değil demek istenilen şey orta da :D Peki o zaman kız için açıklıyorum arkadaşın senin kiralık veya satılık bir orospu olduğunla ilgili bir bakış açısını paylaşıyor, sende bunu beğeniyorsun. Valla ben bu gece pes ettim arkadaş. Kıyamet kopsun artık. Ya’Rabbim kurtar beni bu saçmalıklardan!

*Bu arada bizim kırtasiyeci amcayı küçümsediğim sanılmasın .. tövbe haşa kendisini pamuklara sararım böyle aşşalık bakış açısının yanında. Sadece her gördüğü sakallıyı “yobaz” diye yaftalayanlara da taşım var. Biraz onlaradır bu şekilde öykülemem. Bu arada mevzuya değinmek maksadıyla idealize edilmiş ve uydurulmuşbir şey değil, gerçekten bu tadda bir komşuluğumuz var kendisiyle. Kendisini ailecek severiz peder hariç :)

Facebook'da Yayınla

Yazar Hakkında - İlker


(1977 - 2010) The Passenger

  • Ved.
    Ben o kadar uğraştım.Bu sözü nerde ne zaman söylemiş.Hangi kitabında yazıyor bulamadım. Koyun bir milletiz vesselam. Bu arada yeni gördüm Atatürk demiş ki "en büyük yunanistan" bununlada ilgili bir yazı yaz. Bitirince söyle sana yeni bir konu buluruz :)
  • cemil
    Mert Kardeş, tahmini konuşmaya bayılanlardansınız anlaşılan. araştırmadan öyle olsa gerek diyebiliyorsunuz. İlker Bey çok güzel bir '' öz '' açıklaması yapmış. sende tahmini konuşmuşsun ardından da islam da kadın maldır diyorsunuz. ve diğer dinler de de böyledir gibi devam eden bir yorum. sonra çağdaşlık falan sanırım siz yüzeysel yorumlarla konuşuyorsunuz. işin özünü kavrayamamışsınız. çağdaşlık nedir onu da bilmiyorsunuz. ve yine bilmiyorsunuz ki çağdaşlık islamla bu dünyaya yayıldı. kadın değer verildi. daha islamın ne olduğunu bilmeden, araştırmadan islamla çağdaşlığı ayırabiliyorsunuz ki bu da sizin cahilliğinizi gösteriyor. neden böyle diyorum; yıllarca bu konuda eğitim almış kendisini yetiştirmiş her görüşe eşit mesafede insanlara hiç bakmamışsınız. bakın yazıda hacı amcanın kişiliğine güzel bir şeyler katmış, insanları örtülü örtüsüz diye ayırmamış birinden bahsediyor. siz onuda göremediniz sanırım. sanırım siz osmanlıyla kültürün avrupaya yayıldığını da bilmiyorsunuz. banyonun tuvaletin onlara bizden geçtiğini de bilmezsiniz, yine sanırım Fransa'da kadınların neden topuklu ayakkabıyı çıkarttıklarını bilmezsiniz. Avrupada banyo yapanlara denildiğinide bilmezsiniz. Yine çağdaşlığın EN ÖNEMLİ GÖSTERGESİ BİLİMİN osmanlı zamanında zirve yapıp sonra avrupaya yayıldığını, islami yaşamda hem sosyolojik hem de fizik kimya matematik gibi bilimlerde en üst noktaya gelindiğinden haberiniz olmamıştır. Ne zaman ki SİZİN DEDİĞİNİZ GİBİ ÇAĞDAŞ AVRUPANIN KOKUŞMUŞ KÜLTÜRÜNÜ aldık, ne zaman ki islamın bize öğrettiği çalış yatma prensibinden vazgeçtik sizin dediğiniz gibi sözüm ona '' çağdaş '' olduk. bence bu şekil körü körüne gitmeyin. araştırın sonra çağdaşlığı bize yorumlayın :) bu birincisi ikincisi Necip Fazıl Kısakürek bu yazıyı yazdığı zamanlar bizde giyim kuşam nasıldı ona bir bakın !!! şimdiki gibi fitne dolu bir zamanda bunu söylemeyecek kadar akıllı insanlardı. onu da araştırın isterseniz sadece görüntüye bakmayın.

    Saygılar
  • Mert Tanaydin
    Yazar kişi kimi zaman arkasına aldığı değerleri kullanarak önündekilere hükmetme arzusuna kapılır. Zaman içinde yazdıklarıyla ve okurlarıyla belli bir etki gücü yaratmıştır, onu kullanmaktan çekinmez. Kimi yazarlar arkalarına aldığı ideolojik, dini ya da siyasi, değerleri özgürlük için kullanır, kimileriyse güç için. Necip Fazıl'ı şahsen pek araştırmasam da Türkiye'de sağ kanattan önemli görülen bir şair/yazar olduğunu biliyorum. Düşüncelerinin anahatlarını ancak tahmin edebilirim, takip etmediğim bir isim olduğu için bilemem. Bizim kuşağımızın yaşarken yakalayabildiği pek çok sağ siyasetten, İslam'ı arkasına almış yazarın yazılarını okumuşumdur gazetelerinde ve internet sitelerinde, bu nedenle üç aşağı beş yukarı tahminlerimin yaklaşık olacağına inanıyorum. Bu doğrultuda şunları söyleyebilirim:

    Kadının mülkiyetleştirilmesi ve erkeğe bağlanması, aslında sadece İslam'ın değil pek çok ideolojik sistemin temelinde yatarken, örtü kavramı ile kadının tapusunun -kime ait olursa olsun- bulunduğunu göstermesi İslam'ın önemli vurgularından biri. Kadın bir maldır İslamiyette ve eğer örtünürse sahibi olduğu işaretini verir -burada sahibi kendisi bile olabilir, bu konuda açık bir alan bırakıyor sanırım İslamiyet, yoksa son yıllarda bu kadar çok genç türbanlı kadın yazarla karşılaşmak zor olur. Ama İslam'a göre, anladığım kadarıyla tabii, örtünmeyen bir kadın serbest maldır. Bu tabloyla açıkçası 5. yüzyılda Bizans topraklarındaki Hıristiyanlık ideolojisinde de karşılaşıyoruz, bugün İsrail'deki bazı koyu tarikatlerde de, Utah'taki mormonlarda da. Dini ideolojilerle şekillenen her toplum galiba kadını mallaştırırken örtü ve edebi onun üzerindeki damga haline getiriyor.

    Çağdaş yaşam ise, kişileri mal olarak görmek yerine kişileri edimci, varlık, kişi olarak görmeyi teşvik eder. Kişi kendisinin sahibidir, diğer kişilerle genellikle gönüllülük üzerinden ilişki kurar, yeri geldiğinde bağlayıcı anlaşmalar yapsa da bunlar varlıkların tamamen, koşulsuz şartsız bir başkasına ait olması şeklinde değildir. İş sözleşmeleri, evlilik anlaşmaları, vs. kadın ya da erkek kendisinin bilincinde olan her kişinin kendi varlığına hakim olduğu temeliyle oluşturulur. Dolayısıyla kişi görüntüsünün de hakimidir, istediği gibi davranabilir, örtünebilir veya örtünmez, üzerinde taşıdıklarının sorumluluklarını da alır. Ya da almalıdır. Böylece görünüşte kişilerin mallıkları ortadan kalkar.

    Çağdaş yaşam mekanizmalarıyla dini ideolojilerin aynı anda varlık bulduğu yerlerde, tıpkı iki farklı hava basıncının karşılaştığı zamanda olduğu gibi, fırtınalar kopabilir; iki farklı durum birbiriyle ilişki içine girip ılımlı hale gelene kadar bu tarz gariplikler meydana gelecektir. Hiç de şaşırtıcı bir durum değildir bu.

    Nefret söylemi hakkındaysa... Bu toplumun insanları zaten nefret dolu insanlar, hangi cenahtan gelirse gelsin içlerinde müthiş bir negatif enerji taşıyorlar. Üstelik bunu her gün meşru kılacak deneyimler yaşadıklarını sanıyorlar. Kendilerini bir ideolojinin, bir kategorinin, bir grubun içinde gösterip dahil olduklarının aslında ne olduğunu bile pek araştırmadan, üzerlerinde pek düşünmeden savunularını veya propagandalarını yapmaya başlıyorlar. İnternetin getirdiği özgürlükle de birkaç saniye içinde, parmaklarının ucundan bu tip söylemleri saçabiliyorlar. Gölgeleri nefret dolu bu insanların, bir süre sonra varlıklarının da nefret dolu olması en kötüsü.

    Böyle uzar gider... Bir yandan da hayat bu...
blog comments powered by Disqus